16 Kasım 2013 Cumartesi

Bu Günlerde

"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız" diyen ayet bize inmedi mi? O halde ne bu her yeni gün "cö!" deyip, daha da çıkmaza sokan bizi.
Parmaklarım yorgun düşüyor olanı biteni ölümsüzleştirmekte, mürekkebim çoktan tükenmiş oysa ki.
Ayaklarım bir makine gibi devinimlerini tamamlıyor sadece bilinçsizce.
Gözlerim bir perdeden anlamaya çalışıyor olanı biteni.
Bir de zihin var en önemlisi; yeni görevleri varken önünde, o hala geriye sarıyor şeridi.
Zarftan çıkan birkaç kelimeyle cümleler kurmak isterken, yasaklara tosluyorum aniden. Sahi alfabe mi yetmiyor yoksa bana. Oraya bile uğramışken şapka inkılabı.
Ayağıma takılanları alıp kaldırmak yerine, ezip geçiyorum bu günlerde.

25 Eylül 2013 Çarşamba

Her seher vakti gökyüzüne salıverdiğin balonun bugün hangi renk?
Hangi şekil?
Hangi duyguları ulaştırdı bulutlara? Heyecan var mıydı içinde, yoksa sadece birkaç nefes mi taşıyordu küçücük hacminde...
Köşeli miydi sivri sivri; her önüne gelene çarpan.
Kırmızı mıydı; aşağıdan bakınca hemen fark edilen.
Sarı mıydı; güneşin bir parçası gibi duran?
Yoksa mavi miydi, gökyüzünün renginde kaybolan...
Peki elindeki ipi bırakmak, zor geldi mi bu sabah?

7 Eylül 2013 Cumartesi

Hediyelerim Geldi :)

Öykülü Yaşam blogunun çekilişini kazandığımı daha önce söylemiştim :) Tatilde olduğum için eve gelince hediyelerime kavuştum. İşte hediyelerim :

Elif Şafak'ın AŞK kitabı :)

2. kitabım Mart Menekşeleri :)

Ve sürpriz hediyem İstanbul manzaralı  kalem kutum :)

Buradan Azime Abla'ya tekrar teşekkür ediyorum :) Güzel blogunu ziyaret etmek isterseniz tık tık :)

5 Eylül 2013 Perşembe

Gezi Güncesi V - Mostar/Kravica Şelaleleri

Tatilim bitti, bu postu Adana'daki sıcacık! evimizden yazıyorum :) Yaklaşık 2 aydır burada olmadığım için Adananın bu kadar sıcak olacağını düşünmemiştim. Ama yine de ne kadar özlemişim evimizi, huzur evimdeymiş onu anladım :)
Bosnadaki son haftamızda nihayet Mostar'a gidebildik. İlk izlenimim Mostar'ın yeşil bakımından diğer şehirlerden bayağı gerideydi. Dağlarda ilk defa ağaç değil de toprak rengini gördüm  :) Şuan fark ettik ki fotoğrafları flaşıma atmayı unutmuşum, aslında tam atarken bilgisayarın şarjı bitmişti ve bende atmıştır diye düşündüm, bir daha da kontrol etmeyi unutmuşum :( O yüzden çok fotoğraf yok elimde.
Mostar köprüsü'nun basamakları 99 taneymiş. Allah'ın 99 ismine ithafen, fakat 2. yapılışında 93 basamak yapılmış, savaşın yılı olduğu için. Köprü tıklım tıklım. Zaten kime Bosna desem Mostar'ı soruyor.  Mostar'dan daha güzel yerler gördüm halbuki. Köprünün 2 ucunda da birsürü hediyelik eşya satıcısı var. Buralardan bişeyler alabildik. 
Mostar'dan sonra Alperenler Tekkesini ziyaret ettik. Oradaki adıyla Balagaj Tekkesi. Orası da muhteşem bir akarsuyun kenarında. hemen yanındaki bir yerde balık yedik. Mostarda balık yenilirmiş :) Malesef buranın fotoğrafları yok elimde.

Gel gelelim asıl maceramıza. Kravica Şelalesi!
Mostar'a 20 km olduğunu zannediyorduk ama araya araya 1 saatte anca ulaşabildik. Buzz gibi. Kaç yerden su aktığını sayamadık bile. Aradığımıza değmiş doğrusu :)
   Bu da bizim yakışıklının şelale ile pozu :)

Biliyorum biraz yavan bir yazı oldu ama Fotoğraflar olmayınca anlatacaklarım gelmedi aklıma. Bir tatilin, gezi güncesi yazı dizimin sonuna gelmiş bulunmaktayım, Bosna'yı çok beğendim. Eğer bir ülke seçme fırsatım olsaydı Bosna'da yaşamayı isterdim :) 

13 Ağustos 2013 Salı

Gezi Güncesi IV - Travnik

Öncelikle herkesin geçmiş bayramını kutluyorum. Ramazanı uğurlamamızla havaların serinlemesi bir oldu Bosna'da vee fırsat bu fırsat diyip hafta sonu düştük yollara. Nereye mi? Vezirler şehri Travnik'e.
Travnik bir zamanlar Bosna eyaletine başkentlik yapmış, sayısız vezir yetiştirmiş bir Osmanlı şehri. Bizim kaldığımız Saraybosna'ya 90 km fakat yollar çok iyi olmadığı için 1,5 saat sürüyor.

Travnik'te gezecekseniz arabayı bir yere bırakıp, dağ tepe tırmanıp, yürüyerek gidebilirsiniz her yere. Ama aşırı yokuş sokakları var. Biraz yoruyor gezerken. Biz ilk olarak Travnik kalesine çıktık. Oradan gezeceğimiz yerleri tespit ettik :) Püfür püfür esiyor, yemyeşil olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Travnik kalesi çok büyük bir yapı, taşlardan öyle merdivenler yapmışlar ki; biz çıkarken mızmızlanırken, insanlar o taşları oralara kadar çıkartıp kaleyi nasıl inşa etmişler diye düşünmeden edemedik.. Yaklaşık 1 saat kaleyi fethettik :) her köşesinde bir ayrıntı. Ve her köşesinde bir Türk :)

Kaleden inince tepeden gördüğümüz camilere doğru yürümeye başladık. Travnik sokakları öyle karmaşık, öyle yokuş ki.. Minareyi görüyoruz, ama yanına varamıyoruz. Çıkmaz sokaklardan geriye döndük. Bir yola giriyoruz, ileriden sağa- sola döneriz diyerek, ama yok. O yolun hiç bir ayrımı yok. Yokuş olduğu için bayağı bir yordu bizi. Nihayet ilk camiyi bulduk. Ama kapısına kilit vurulmuş, bahçesini otlar bürümüş. Bu manzarayla gün içinde çok kere karşılaştık. Camiler çok güzel yapılar, fakat bir o kadar bakımsız. Sayısız türbe var. Bir çok Osmanlı vezirine Fatiha okuduk. Tüm bunları yürüyerek gezdik.
Sonra aşağılara inip 'Plava Voda' yani 'Mavi Su'ya gittik. Bosna zaten su ve yeşillik cenneti.

Plava Voda'nın kenarındaki bir yerde cevapi'lerimizi yedik. Suyun serinliği çok iyi geldi. Ama bizim bebiş biraz üşüdü sanki :( Ama gözünü de su'dan alamadı :)

Yemekten kalkınca saat kulesine doğru yürüdük. Görüyoruz ama ulaşamıyoruz bir türlü. Sonra gecekonduların ve otların arasından kulenin yanına tırmandık. O da malesef çok bakımsız..

Gelelim Travnik hakkındaki genel yorumlarıma:
Çok güzel. Saraybosna'dan daha güzel. Ama bu güzellik tamamen Allah vergisi. Yani doğal güzellikleri. Bunları korumak için, turist çekmek için hiçbirşey yapılmamış desem yeri var. Camiler kapatılmış, terkedilmiş. Türbelerde ingilizce açıklamalar yok, kimdir bu Vezir İbrahim Paşa? Neler yapmıştır... 
Türk turistlerle ilk olarak kalede karşılaşmıştık, gün boyu diğer yerlerde de rast geldik :) Türk turist sayısı çok fazla. Biraz buruk bir gezi oldu, inşallah doğal güzelliklerine sahip çıkmaları dileğiyle. 

6 Ağustos 2013 Salı

Zaman Kavramım Yok Oldu

Resmi tatillerde okulumuz tatil olduğunda hani bir his olur ya hepimizde. 'Bu gün evde olduğum için, hep cumartesi zannediyorum' hissi. Günleri karıştırırız. Sabah programlarını izleriz nihayetinde.
Yeni yılın ilk aylarında elimiz 2012 yazıverir yanlışlıkla. 2013 o kadar yabancı gelir ki. 
Ben şuan tüm bu karmaşayı, çok şiddetli bir şekilde yaşıyorum. Evimden uzakta zamanla ilgili hiç bir bilgiye muhtaç değilim. Bir yere yetişmeye çalışmıyorum. Evimizde takvim yok. Telefonumu da kullanmıyorum. Buraya kadar her şey güzel. Garip bir boşluk ama güzel.
Gel gelelim saate... Saat bambaşka bir şey. Evde 1 tane saat var; o da mutfakta. yattığım saati bilmiyorum, ara ara uyandığımda da saate bakamadığım için erken zannedip geri uyuyorum. Son olay geçen gün 16:30 da uyanmam oldu. Ben ki haftasonları bile en geç 10 a kadar uyuyan biriyim-biriydim. Çok sevdiğim swatch saatim yaklaşık 4 yıllık birlikteliğimize, beni böyle bir durumda bırakarak son verdi. O yüzden bilhassa iftara yaklaşırken Saat kaç? Saat kaç? diye bıktırdığım abime ve yengeme sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum :)
Saatim olmadıktan sonra günleri ve hangi ayda, ayın kaçında olduğumuzu anlamam mümkün değil zaten..

4 Ağustos 2013 Pazar

Öykülü Yaşam Blogunun Çekilişini Ben Kazandımm :)

Öykülü Yaşam blogunun tatlı sahibesi Azime Abla bir kitap çekilişi düzenliyordu. Dün gece tesadüfen bloguna denk geldim. Bu aralar çekiliş konusunda düşünüyordum ama nasıl oluyor, kimlere çıkıyor diye.. Ben 2 yıllık blogger hayatımda 2 defa çekilişe katıldım. 2.de kazandım, yine şanslı olduğumu hissettiğim bir gündeyim :) Gelelim hediyelerimee :
                                                  
Elif Şafak(enenen sevdiğim yazar)'ın ben de olmayan AŞK kitabı.. 
Bir de sürpriz bir kitabım olacakmış, onu da gelince sizlerle paylaşacağım mutlaka :)
Ben malum yurt dışında olduğum için kitaplarıma biraz geç kavuşacağım ama hiç sorun değil.. Beni mutlu ve özel hissettiren Öykülü Yaşam sahibesine tekrar tekrar teşekkür ediyorum :)

28 Temmuz 2013 Pazar

Gezi Güncesi III - Fojnica(Fransisken) Manastırı

Bu sabah Fojnica'ya doğru yola koyulduk. Saraybosnadan yaklaşık 1.30 saat sürüyor. Yolda yeşilin nice tonuna rastladık. Her yer mi ağaç, çiçek olur Rabbim. Çok güzeldi. Dağları tepeleri tırmanarak Fransisken Manastırı'na ulaştık. Bu kadar uzaktan çekebilme fırsatım olmadığı için bu fotoğrafı kendi sitesinden aldım.
Ama manastır kapalıydı. Yenileme çalışmaları, tadilat varmış. O kadar yol geldiğimize mi üzülelim, meraklı gözlerle geri döneceğimize mi bilemedik. Tüm kapılar kapalı ve kapının birinde zil vardı. Zile bastık ve abim ingilizce derdimizi anlattı, müzeyi gezmek istediğimizi söyledi. Megafondaki ses kapalı olduğunu söyleyince, 'Ama biz Türkiye'den geldik, Ahdnameyi görmek istiyoruz' deyince 'bir dakika' dedi. Türkiye burada kilit isim. Birazdan 20li yaşlarda bir genç geldi, müzenin kapalı olduğunu, yalnızca Ahdnameyi gösterebileceğini söyledi. İçeri adım attığımızda ışıklar kapalı, bir tek biz varız, bir de sürüyle heykel, bayağı tüylerimiz diken diken oldu. Sanırım biz 3 kişi olunca ve abimle iyi muhabbet edince mi bilmem, biz tüm müzeyi gezme fırsatını yakaladık :) Neler yok ki.. Bosna'nın kültür mirası burada yatıyor. Çeşit çeşit tablolar, değerli taşlar, piyanolar, eski eşyalar, heykeller... Eserlerin fotoğrafını çekemedim tabi. Sonra bir kütüphaneye girdik. Başım döndü diyeceğim ama abartmıyorum, 500 yıllık el yazması kitaplar, Kuran-ı Kerim'ler, çoğu felsefe, din üzerine olan bir sürü eser vardı. Odanın o eski kitap kokusunu tarif bile edemeyeceğim. Yanarım yanarım buranın fotoğrafını çekemediğime yanarım.  Müzede, büyük olasılıkla bölgedeki en eski kitaplardan biri olan ve bazı Balkan ülkeleri ve zamanın önde gelen Bosnalı ailelerinin tarihi armalarının yer aldığı 1304 yılından kalma bir Arma Kitabı da bulunuyor. Kitabın sayfalarının kopyası bir odada sergileniyor.
Asıl bizim merak ettiğimiz Ahdnameye geldi sıra. Manastırın müze koleksiyonlarında, Fatih Sultan Mehmet'in Fransiskenlere güvenlik ve özgürlük teminatı veren Ahdnamesi bulunuyor. Bu belge, zamanın Fransiskenlerine Bosna Hersek'deki Katolikler arasında özgürce ibadet etme özgürlüğü vererek, bunun sonucunda da Bosna Katolikliğinin yüzyıllar boyunca korunmasına olanak sağlamıştır.Bu Ahd-name tarihin ilk insan haklarını düzenleyen sözleşmesi olarak biliniyor. Bir camın içinde orijinal belge sergileniyor.
Birer tane Ahd-namelerden satın alıp, rehberimize teşekkür ederek dışarı çıktık.

Böyle bir yere gelip de içeriyi gezemeyen insanlar adına gerçekten çok üzüldüm. Çünkü biz geldiğimizde de kapalı diye dönen birileri vardı. Rehberlik yapan gence ne zaman tamamlanacak bu tadilat diye sorunca bilmiyorum dedi. İçeride hiç bir çalışma yok üstelik. Anlayacağınız kafa iznine çıkmış çalışanlar, müze, manastır. İnşallah bir an önce ziyarete açılıp, bu muhteşemlikleri görmek isteyenleri kapalı kapılarla karşılamazlar. 
 Manastır tepede olduğu için Fojnicayı ayaklarınızın altında demiyim ama, gözlerinizin önünde :)

    Yoldan inerken bir ağacın köklerinde Meryem Ana olarak tahmin ettiğimiz bir heykel var çiçekler içinde. 


Bir sonraki Travnik, Mostar ve Kravica şelaleleri gezimizde görüşmek üzere sevgili bloggerlar :) Umarım gördüğüm güzellikleri biraz da olsa yansıtabilmişimdir.

Gezi Güncesi II - Aliya İzzetbegoviç Kabri

Hafta sonları daha bir anlamlı oldu burada benim için. Abim hafta içi çalıştığı için gezebileceğimiz hafta sonunu iple çekiyorum diyebilirim. Bu hafta yine Başçarşı'ya gittik. Aliya İzzetbegoviç'in kabrini ziyaret ettik. Başçarşının tepelerine tırmanınca şehitliği bulduk. Mezar taşların bakınca direk yaşlarını hesapladı zihnim. Çoğu 23- 25 yaşında olan gencecik şehitler.. Tepede ve havanın çok sıcak olmasına rağmen esiyordu çok güzel. Dualarımızı edip, 1-2 kare çekip ayrıldık oradan.


"Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefem." 

Miljan Markovic: Boşnak ve Müslüman olmamasına rağmen Boşnakların yanında savaşmış 24 yaşında bir şehit. Bir tek bu mezar taşında fotoğraf gözüme ilişti.

Aliya İzzetbegoviç namı diğer Bilge Kral'ın birkaç sözünü de yeri gelmişken paylaşmak istiyorum:
"Hiç kimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar. Geçmişi unutmayın ama onunla da yaşamayın."

"Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına.”

"Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız."

"Bu günleri gösteren yüce Allah'a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah Cennet’te buluşacağız, onları Allah'ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız."